Kemalizmden Erdoğanizm’e mukayeseli tarih okumaları

Murat UTKUCU yazdı - Erdoğan’ın, “Gazi Mustafa Kemal Paşa” idolünü kendisinde yeniden üretirken orijinalini de yüceltmesi bir takım siyasi ittifakların sonucu olabilir. Ama siyasal İslamcı bir liderin bile Gazi figürünü kullanabilmesi, prestiji bir yana, Kemalizmin şu bildik “boş gösteren” kapasitesinin hudutsuzluğu hakkında da fikir veriyor.

10 Eylül 2021 11:50
Manşet Resimleri

Geçtiğimiz aylarda SiyasiHaber Web sitesinin yeniledik. Yineleme esnasında teknik aksaklıklardan dolayı daha önce yayımlanmış kimi yazı ve haberlerin yeni siteye aktarılmasında sorun oluştu. Yazarımız Murat Utkucu’nun bazı yazıları da aynı akıbetle yüz yüze kaldı. Bu nedenle Utkucu’nun bu kapsamdaki yazılarını tekrar yayımlıyoruz. 

SiyasiHaber

(1)

Mülkiye’nin birinci sınıfında Sosyoloji dersi alıyoruz. Yıl 1984. Eylül Cuntası, vazifesini ifa ederek devleti yeniden örgütlemiş üstüne seçimler yapılmış parlamenter demokrasiye tekrar geçiş yapıldığı iddia ediliyor. İddia büyük. Ama Fakültedeki ilk hukuk dersinde hoca öğrencileri uyarıyor: “Sadece derslerinizle ilgilenin. Anarşik olaylara karışmayın.” O dönemde henüz terör kavramı kullanılmıyor ve komünistler halen anarşist. Sosyoloji dersimizin resmi adı Toplumbilim. Çünkü hocamız öztürkçe tercih ediyor. Ve kitabın dili bizim için o kadar kolay değil. Kültür yerine ekin, diyalektik yerine eytişim vesaire. Bunun sebebi hocamızın keskin bir Atatürkçü olması. Kendisi öztürkçeci olduğu için Kemalist adını kullanmıyor. Tercihi bu yönde. Bir de devlet tavrı var tabii: Cunta, Kemalizm kavramında bile radikalizm seziyor. Aslında haklı. Kavramın ne şekilde kullanıldığı ideolojik aks hakkında fikir veriyor çünkü. Mustafa Kemal ve ideolojisini sol ile ilişkilendiren muhaliflerin kullanımı bu yönde. Onlar Atatürkçülüğü kullanmıyorlar. Bugün öyle değil. Seveni de nefret edeni de aynı terimde uzlaşmış durumda. Türkiye siyasetinde terimlerin kullanımı bile önemli. Arapça ya da Türkçesinin tercih edilmesi mesela… Keşke içerik üzerine de hassasiyet bu kadar derin olsaydı.

 

Sosyoloji hocamız eski Marksist. Öyle rivayet ediliyor. 12 Mart sürecinden Atatürkçü olarak çıkmış. Okuttuğu kitabı da 1976’da TDK ödülü almış. Kitap, seküler pozitivist bir arka plan üzerine oturuyor. Ama bu plana hoca, “Atatürkçülük” diyor. Hakkını verelim: Yöntemi bilimsel. Comte ve Durkheim üzerinden Marx’a uzanan bir yöntem bu. Lakin Mustafa Kemal’den bir sosyolog çıkarmak! İşte bu fena! Ve fena halde zorlamak anlamına geliyor bilimi. Kitap, pozitivist bir ekol olarak Kemalizm’in yüceltilmesi üzerine inşa ediyor kendini. Sosyolojiye değil de Kemalizme Giriş kitabına dönüşüyor.

 

Bununla birlikte materyalist tarih ve toplum okuması yapması hasebiyle ders notları öğretici. Ve çok şey öğreniyoruz. Kültür’ün, Uygarlık maddesi altında incelenmesi mesela. Sol sosyoloji, ucuz sağ bombardıman altında bize ufuk açıyor! Ama aklımda kitaptan kalan bir bölüm var ki tüm bu girizgâh, okurun öfkesini çekeceğini biliyorum, bunun için yazıldı. Hoca eski Marksist ve yeni Kemalist olsa da şu fikirdeydi ve bu bence çok değerli: “Fikirler orta yolu bulmak için ifade edilmezler. Sistematik ve bütünseldirler. Şu ideolojiden bir tutam bu fikriyattan bir kaşık alıp karıştırdığınızda değerli bir fikir yaratmış olmazsınız. İdeal olanı ortada bulamazsınız. Orijinal olmak bu değil.” Hoca mealen böyle diyordu ya sözlerinin terminolojideki yeri Eklektizm eleştirisidir.

 

Hocam inanmış bir Kemalistti. Halâ öyle. Bu yazıysa öğrencisi olarak bir Kemalizm ve Kemalizm eleştirisinin eleştirisi olmak üzere kaleme alınıyor. Hocanın kitabında Marksist bir ruh seziliyordu. Bu yazı Marksist dünya görüşü üzerinden bir analiz sunacak. Bu yazının satırlarında Sakallı’nın hayaleti gezinecek.

 

Kemalizm, sıradan bir devlet aklı değil. Ülkenin tüm ideolojileri üzerinde etkili olabilen bir fikrî akımından söz ediyoruz. Komünizmden İslamcılığa hatta milliyetçiliğe ve hatta Kürt Özgürlük akımlarına kadar! Çünkü Kemalizm sadece kurucu ideoloji değil. Tarihsel hikayesini; işgal, direniş ve kurtuluş üçlemesi üzerine oturtan, mazlumiyetten galibiyete giden bir yolda öncü kadroca halas çaresi olarak sunulan bir ideoloji var elimizde. Prestijli ideoloji çünkü birlikte yola çıktığı kim varsa tasfiye ederek tüm bu kurtuluş-kuruluş hikayesini tek başına kendi hanesine yazmış ideoloji. Kim ne derse desin prestiji hala kitleler üzerinde etkili bir ideoloji. Erdoğan’ın ikinci bir “ebedi şef” olma arzusu, tam da bu kurtarıcı misyon -diriliş hikayesi- ile bütünleşiyor. İşin tuhafı birincisinin yerine göz diken ikincisi; bugün, birincisinin tarihine sahiplendiğini iddia ederken onun düşünsel ana gövdesini tasfiye etmek üzere: Zavallı ve muhteşem Sekülarizm. Ortadoğu’da maruz kaldığı muamele için zavallı ve aynı Ortadoğu’nun tarihsel kilidini kıracak -açacak çekiç- anahtar olduğu için muhteşem.

Trablusgarp Harbi Hatırası. Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal ve Bingazi Kumandanı Enver Bey , 1912.

Erdoğan’ın, “Gazi Mustafa Kemal Paşa” idolünü kendisinde yeniden üretirken orijinalini de yüceltmesi bir takım siyasi ittifakların sonucu olabilir. Ama siyasal İslamcı bir liderin bile Gazi figürünü kullanabilmesi, prestiji bir yana, Kemalizmin şu bildik “boş gösteren” kapasitesinin hudutsuzluğu hakkında da fikir veriyor. Bu kapasite, bir yandan resmi ideolojinin muhaliflerce “suistimaline” yol verirken öte yandan bu “kötü niyetli kullanım”, karşıtlarını resmi aklın yörüngesine oturtmakta. Karşımızda bulunduğu ortamın rengini alan bukalemun bir fikriyat, jargonuyla kendini görünmez kılan bir sihirli pelerin var. Öyle bir pelerin ki üstünüze örttüğünüzde aynada sadece kendinizi görüyorsunuz. Ancak pelerin nihayetinde üstünüzde ve kendisini örtene benzetiyor.

 

Ama Kemalizm, nihayetinde bir ideoloji. Pragmatik esneklik ve eklektizmine rağmen düşünsel omurgası mevcut. Üç ayak üzerine oturuyor: 1. Kapitalizm. 2. Milliyetçilik 3. Pozitivizm (Devlet Dinli Laisizm ve Bilimselcilik) Kemalizme göre bu teslisin sihirli etkisiyle muasır medeniyet ortaya çıkıyor. Kemalizm gecikmiş bir modernleşme projesi olarak ütopya kurmaya kalkmıyor aslında. Yani o güne kadar kurulmamış denenmemiş namevcut ve ancak hayal edilebilen teorik bir model peşinde değil. Ulaşılması talep edilen medeniyet mevcut ve çok yakında: Avrupa ve ABD’ye hatta Japonya’ya emperyal kudret veren medeniyetin üçlü kodu bir kurtuluş reçetesi olarak düşünülüyor. Sadece Habsburg, Romanov ve Osmanlıları bitirmekle kalmayıp Doğu’ya mührünü vuran Batı’nın beş yüzyılda damıttığı sınamış bir proje-reçete. Kemalizmin İttihat Terakki’den ithal ettiği, kapasitesiz ve esersiz mütefekkir Ziya Gökalp’in medeniyeti “hars”ından koparan şizofren sosyolojisinin aksine Kemalizm tüm ideolojik kurumlarına göz dikiyor Batı’nın. Bir diktatörlük ihdas etse dahi parlamenter burjuva demokrasisi de hayallere dahildir. Yeter ki üçlü saç ayağı topluma içkin hale gelsin. Gençliğe hitabe, misyonerlerin topluma ne denli güvensiz olduğunu ifşa eder. Ve misyon o sırada belki henüz doğmamış olan gençlere tevdi edilir. Tüm diktatörlüklerde olduğu gibi toplumsal gelişme ve siyaset arasında zaman uyumsuzluğu iddiası, bu son projeyi rafa kaldıracaktır.

Mustafa Kemal, Enver ve Cemal paşalar

İdeoloji bir dünya görüşü sunar. Hedefi vardır. Bunun için başka dünyaları yok etmek üzere yola çıkar. Hedeflenen ve hedeftekiler vardır yani. Kemalizm ve öncesinde Osmanlı entelijansıyası batılılaşmayı yüceltirken hedefte fundamentalizm vardı. Cumhuriyet ile birlikte buna antikomünizm de eklendi. Bir burjuva ideolojisi olarak geç kapitalist modernleşmeyi hayata geçirirken fikriyatını sermaye birikimi ve bu birikime sahip sınıfın inşası üzerine oturttu Kemalizm. Bunun ideolojik arka planı ise Mustafa Kemal’in Eskişehir’de TKP yargılamaları sırasında mahkeme yargıçlarına söylediği şu ünlü sözdür: “Komünizm görüldüğü yerde ezilmelidir.” Yargıçlara verilen ayarın sebebi ise ilginç. 1927 yılında Sovyetlerle dostluğun etkisiyle cezaların istenildiği seviyede verilmeyeceği hususundaki endişe. Tuhaftır bir kapitalizm ideolojisi olarak beş yüz yıllık tarihe sahip Sekülarizmi zirveye taşıyan Komünizm’e karşı bu derin husumet kurucu ideoloji hakkında fikir veriyor. Oysa eski rejimin kudretli odaklarına ve fikriyatına karşı modern projenin hayata geçmesinde komünistlerle işbirliği pragmatik ideoloji için faydalı olabilirdi. Ancak Mustafa Kemal mesela benzer bir tarihsel kişilik olan Sun Yat Sen gibi tavır takınmamış aksine sayıca az ve etkisi sınırlı komünist hareketlere karşı acımasız sürek avları tertip etmiştir. Kemalizm sekter bir sermaye ideolojisidir. İkinci olarak Balkan tipi bir ulus devlet inşasında kolay yönetmek için zoru seçip zora başvurmuş, dinleri ve halkları projesine benzetmek için sosyal mühendisliğe soyunmuştur. Gelinen nokta enteresandır. Alevi ve Kürt Meselesi ülke çapındadır. 

 

Cumhuriyet ilan edildiğinde III. Selim tahta geçeli 134 yıl oluyordu. Tüm zamanların en müthiş yıllarından birinde: 1789. Kemalizm bir İttihat Terakki Projesidir. İttihat Terakki ise Jöntürk… Jöntürk projesinin arkasında Abdülmecit. Ve Abdülmecit’in öncesinde II. Mahmut ve öncesinde 1789 yılında tahta geçen devrimci Osmanlı III. Selim bulunuyor. Birbirine benzemez bu kadar siyasi irade ve düşünceyi birleştiren ortak nokta Kemalizm’in temel sloganında yazılıdır. Yazdık. Muasır Medeniyet Mefkuresi. Yani Batıya üstünlük sağlayan değerler sistemi ve bu sistemin ülkeye transferi. Devrimci Selim’i Batılı yapan şahsi eğilimleri değil Ancient Regime Osmanlısının pür melalidir. Batı, siyasal iktisadi teknolojik ve akademik olarak saatte yüz km hızla Osmanlı’dan uzaklaşırken Selim’in başka seçeneği bulunmamaktadır. Önünde başka bir model yoktur çünkü. Yine de Selim’in hakkını vermek gerekir. Panİslamist Abdülhamit’in dahi Batılı olduğu ve ya da ona öykündüğü bir iklimdir bu. Bugün, bir tane İslamcı gösterin ki hayatında bir kez opera dinlemiş olsun? Ama Abdülhamit’in yüksek kültürü değildir mesele. Devletin kurtuluşuna yönelik bir sistematiktir. Devrimci Selim Kemalisttir. Kemalistler de Selimist. En genel hatlarıyla hakikat budur. Bu tespit yazılan kişi ve iktidar odakları arasındaki nüansları ya da ciddi farkları silmek anlamında değil. Yüz elli yıllık siyasi eğilim nedir? Bunu açıklıyor. 

Türkiye’den hissi Kemalizm analizleri: Tap ya da yık

Doğu toplumlarının düşünce sistematiğinde hadsizlik yaygın. Fikir, kişi, olgu ya da olay artık o her neyse, aşk ve nefret üzerinden kurulan bir ilişki bu. Ya yüceltme ya yerin dibine geçirme şeklinde. Tapınma ile tahrip etme arasında çizgi çok ince. Bilgisayar programına benzeyen bir mantık işliyor. Bir, sıfır, bir, sıfır… Ama bilgisayar programı gibi verimli bir sonucu yok bu mantığın. Nüanslara kapalı vulgar bir tarih ve toplum modellemeleri ile münezzeh kolay düşünme metodları. Tam da burada Mülkiye’deki Sosyoloji hocamızın uyarısını buraya yazalım: Orta yolculuk; ne bir akım ne de düşünce tarihine katkısı olan orijinal bir ekoldür. Farklı ideolojilerin iyi yanlarını alarak kes yapıştır taktiği ile ideoloji ya da bilimsel eleştiri inşa etmek, legolardan yaşanabilir ev yapmak gibidir. Oysa ki bu oyuncak parçaları ile ne yapılacağı daha önce planlanmıştır. Bir fikrin iyi yanlarını almak kötü yanlarını kesip atmak yani eklektizm ile varılacak yer bulunmuyor. Eleştiri nihayetinde bütünsel bir ideolojik bakış gerektirir. O bakış, incelenen sistemi parçalarına ayırırken bütünselliğini gözden kaçırmaz. Şu ünlü orman ve ağaç ilişkisi yani. Bu minvalde Kemalizm’e ancak sistematik bir gözlük yani ideoloji ile bakılabilir. Zaten herkesin yaptığı da budur. Liberal İslamcı nasyonalist (milliyetçi-ulusalcı) açılardan ne olduğu anlatılıyor kurucu ideolojinin. Her sistematik kendi “meşrebince” yapıyor bunu. Bu yazının meşrebi Marks’tır. Marksist metodoloji ile yol alacaktır.

 

Birinci bölüm sonu

22 Kasım 2018 Saat: 05:47