Kavga: Türkiye kapitalizmini kim, nasıl yönetecek?

SEÇTİKLERİMİZ – Hakkı ÖZDAL Gazete Duvar için yazdı: Ne ilk seçimde giderler iyimserliği ne de bunlar gitmez karamsarlığı. Bu tarihsel anda, en karanlık ihtimali gören ama ona teslim olmayı reddeden, krizde kendi fırsatlarını gören bir mücadelede ısrar.

2 Nisan 2021 13:19
Hakkı Özdal
Manşet Resimleri

TÜSİAD’ın salı günü yapılan genel kurulunda Tuncay Özilhan ve Simone Kaslowski tarafından yapılan konuşmalarla verilen mesajlar, siyasal iktidara yönelik tam bir ekonomi-politik eleştiriydi. Bu konuşmalar ve içerdikleri mesajlar hakkında söylenecek pek çok şey var; ama uzun alıntılarla okuyucuyu boğmamak için, ilgilisine konuşmaların tamamını tavsiye ederek, bunlarda bahsolunan eleştiri ve yaklaşımları ana hatlarıyla sıralayalım öncelikle.

 

İstanbul sermayesinin, Türkiye’nin en gelişmiş ve küresel pazarlarla en üst düzeyde entegre olmuş burjuvazisinin sözcüleri; öyle satır arasında, ima yoluyla, ikincil anlamların arkasına saklanarak falan da değil, neredeyse tümü doğrudan olmak üzere, gündemdeki her konuda siyasal iktidarı eleştirdi: Ekonomi politikaları, Merkez Bankası başkan ve bürokratlarının tayini, İstanbul Sözleşmesi, Boğaziçi kayyumu, eğitim politikaları, siyasallaşmış yargı, ısrarlı “laiklik” vurgusuyla (iki konuşmada toplam 5 kez vurgulanıyor) işaret edilen dinselleşme, basına sansür ve baskı, HDP’ye kapatma davası, vekilliklerin düşürülmesi, iktidarın kışkırttığı politik gerilim, işsizlik, kamu kaynaklarının kullanımı (yandaş şirketler ve kamu ilişkisi), mali disiplin, bölgesel ve uluslararası ilişkilerde yaşanan sorunlar… Her biri mevcut gerilimlerin konusu olan tüm bu başlıklarda büyük sanayi burjuvazisi Saray politikalarını açıkça eleştiren bir pozisyonda duruyor. Bu pozisyonun muhtevası ve ‘iddiasına’ dikkat çekmek için şu detayı da vurgulamalı: TÜSİAD sözcüleri, bugünkü rejimin ideolojik ve kültürel ihyasına, militanca takviyesine olduğu kadar iktisadiyatına da içkin olan ‘beka’ meselesinin merkezindeki Kürt sorunu konusunda da, mevcut paradigmayı eleştiriyor. Bu konuşmalardan çıkan, Türkiye kapitalizminin yönetimi konusunda bugünkü siyasal iktidarla temsil edilen blokun hegemonyasına açık bir itirazdır. Hatta belki de Tuncay Özilhan’ın sözleri, AKP’nin doğum mevlidini kulağına fısıldaması gibi okunmalı: Özilhan, kendi ifadesiyle ‘son yüzyılların’, liberal burjuvazinin ‘ilerleme’ olarak gördüğü yönde geliştiğini söyleyerek şöyle devam ediyor, “Türkiye de bu eğilimlerin dışında değil. Günün sorunlarına getirilen çözümler ancak bu genel eğilime uygun olduğu durumlarda doğru oluyor. Bu tarihsel eğilimin dışındaki uygulamalar sonradan pek de hayırla yâd edilmeyen parantezler olarak kalıyor.” İstanbul sermayesi, Erdoğan’a, kendisinin de “bu genel eğilime uygun” davrandığı koşullarda ‘başarılı’ olduğunu hatırlatma; ‘günlük ve geçici çözümler’in tarihsel gelişme karşısında dayanıksız olduğunu söyleyerek, sonunda kendisinin de ‘bir parantez olarak kalabileceği’ konusunda uyarma noktasına varmış durumda. Kasten boş bırakılmış “Sonradan pek de hayırla yâd edilmeyen parantez” boşluğuna, herkes kavlince, ‘Cehape tek parti dönemi’, 12 Eylül, 90’lar, 28 Şubat vs. yazabilir; ama ‘boşluksuz’ haliyle bu ifade, 50. yılını kutlayan sanayi burjuvası örgütünün bir ‘uyarısı’dır. Küresel kapitalizmin yönünü ve yakın gelecekteki ihtiyaçlarını bir sismograf edasıyla –ve Saray rejimi politikalarının hilafına– işaret eden bu tutum, Türkiye kapitalizmine hâkim unsurlar arasında açık bir fikir (çıkar) ayrılığının yeni bir ifadesi olarak alınabilir. Sermaye sınıfının önemli bir fraksiyonu, yakın geleceğe ilişkin pozisyonunu, pazarlık payını saklı tutarak, ilan etmektedir. Özilhan’ın sözlerine, TÜSİAD Başkanı Simone Kaslowski’nin aynı gün dile getirdiği ve doğrudan siyasi göndermeler içeren şu ‘analizi’ni eklemeli: “ABD’de yeni yönetimin 1,9 trilyon dolarlık sosyal demokrat renkler taşıyan paketinin yaratacağı ivme, dünya ekonomisinde de olumlu etkiler yapacak.”

 

‘Sosyal demokrat renkler taşıyan’!

IMF’in geçtiğimiz Ekim ayında yayınladığı küresel ekonomi raporunda “kamu yatırımlarına öncelik”, “şirketlerin ve zenginlerin vergi oranlarının artırılması” gibi ‘sosyal-demokrat’ politikalar önerilmiş; Korkut Boratav bunu, “neoliberal yobazlığa” karşı, “Keynes’gil maliye politikalarını sol doğrultuda genişleten bir söylem” olarak değerlendirmişti. (1) TÜSİAD sermayesi, IMF ve ABD politikalarıyla paralel şekilde, hatta bir adım daha ileri gidip doğrudan ‘sosyal-demokrat’ ifadesini kullanarak küresel kapitalist stratejiyle uyumunu da vurgulamış oluyor böylelikle…

 

… Hakkı ÖZDAL’ın Gazete Duvar’daki yazısının tamamını okumak için TIKLAYIN