Kafkas savaşına dair ahiret sualleri

SEÇTİKLERİMİZ – Fehim TAŞTEKİN Gazete Duvar için yazdı: Kafkasya macerasının Türk-Rus ilişkilerine karşılık gelen alt başlıkları nedeniyle Azerbaycan’a yardımın ciddiyeti de önem kazanıyor. Türkiye’nin koşulsuz desteği nereye kadar koşulsuz?

5 Ekim 2020 11:18
Manşet Resimleri

 

Türkiye, Azerbaycan’dan yana ağırlığını koyarken bir tarafın yerine geçerek “Ermenistan işgal altındaki topraklardan çekilmedikçe ateşkes olmayacak” şartını da koşuyor. Bu, Karabağ sorununun çerçevesini değiştiren bir politika.  

Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki 30 yıllık savaşta arabulucu AGİT Minsk Grubu. Eş başkanları Rusya, Fransa ve ABD. Müdahaleci bir siyasetle Türkiye kendini Kafkasya denklemine sokmayı deniyor. Minsk Grubu, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’i ateşkese ikna etmeye çalışırken Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan da emin olmak durumunda. 

Soruna kıyıdaş üç ülkenin (Rusya, Türkiye ve İran) izlediği politikalar krizi bir şekilde boyutlandırıyor. Türkiye önceleri çatışmalara müdahil olmadan Bakü’den yana bir siyaset izliyordu. Erdoğan’ın 2009’da Ermenistan’la normalleşme protokollerini Karabağ şartına bağlamasıyla ilişkiler biçim değiştirdi. 2010'da imzalanan Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşması’ndan bu yana Azerbaycan Rusya, İsrail ve Belarus’tan sonra Türkiye’nin de önemli silah müşterisi haline geldi. Temmuz'da Tovuz’daki çatışmadan sonra yeni bir aşamaya geçildi; Türkiye ile Azerbaycan bugünkü savaşa birlikte hazırlandı. 
İran ise 1990’larda Türk-Amerikan ‘derin ortaklığı’ ile kışkırtılan ‘Büyük Azerbaycan’ projesinin yol açtığı bölünme korkusuyla gardına almış, İsrail silahlarıyla donanmakla kalmayıp CIA ve Mossad’ın gizli operasyonlarına olanaklar sunan Aliyev yönetimiyle ‘tedbirli dostluk’ ilişkisi geliştirmiş, alenen Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü savunurken pratikte Erivan’ı desteklemiş ve genel anlamda Rusya ile ters düşmekten kaçınmış bir bölge ülkesi. 
Bölgenin en ağır topu kuşkusuz Rusya. İki asırdır böyle. Karabağ Rusya’nın bu rolünü perçinledi. Rusya, Ermenistan’ı doğal müttefik sayıp Rus himayesine mecbur bir ülke muamelesi yapageldi. Azerbaycan’la enerji ve savunma başta olmak üzere pek çok alanda ortaklığa gitti. Gazprom, Transneft, Lukoil gibi devler Azerbaycan’da. Azerbaycan enerji şirketi Socar’da Ruslar ortak. Socar da Rusların Antipinski Petrol Rafinerisi’ne yüzde 9.6 ortak. Çok boyutlu yatay ve dikey ilişkiler sayesinde Rusya ‘büyük patron’. Şimdi Erdoğan, Kafkasya’da Putin’le patronluğu paylaşmak istiyor. Kafkaslar Enver Paşa’dan yarım kalmış bir rüya!

*** 

Peki, Rusya ‘dış sınırlar’ olarak baktığı bir hinderlantta rakip bir oyuncuya izin verir mi? 
Rusya açısından zorlu bir denklem şekilleniyor: Saldırıların yoğunluğuna rağmen Azerbaycan’ın ilerleyişi şimdilik birkaç tepe, mevzi ve köyle sınırlı kaldı. Türkiye’nin doğrudan müdahalesi olmadan Azerbaycan’ın hedeflediği sınırlara ulaşması çok zor. Türkiye daha ileri giderse Ermenistan’ın buna dayanması da Rusya’ya bağlı. Tehlikeli senaryo burada devreye giriyor. Savaşın klasik çatışma bölgelerinin dışında Azerbaycan şehirlerine ve Ermenistan’a genişleme ihtimali belirdi. Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) çerçevesinde Ermenistan’ı koruma yükümlülüğü Rusları kara kara düşündürüyor. Karabağ bunun dışında. Rusya işler bu noktaya gelmeden çözüm bulmak zorunda. 

Erdoğan’ın fırsata çevirdiği nokta işte Rusya’nın bu endişeleri. Erdoğan durumun nazikliğini kullanarak Suriye’de olduğu gibi Kafkasya’da da Rus-Türk ortak mekanizması önerebilir. Sadece bu da değil. Türkiye’nin açtığı cepheler ortak havuz hesabıyla çalışıyor. Bütün bu cephelerde Türk-Rus karşılaşması dallanıp budaklanıyor. Haliyle Kafkasya’da ateşin harlanmasından Erdoğan’ın Libya ve Suriye cepheleriyle bağlantılı ne beklediği sorusu önem kazanıyor. Mesela tam bu tırmanış sırasında Erdoğan, "Suriye’de halen var olan terör bölgeleri ya bize söz verildiği şekilde temizlenir ya da biz gider bunu kendimiz yaparız" dedi. Bu çıkışın altında Tel Rıfat, Menbic ve Kobani gibi yerlere girme ısrarı yatıyor.  

2016’da çatışmanın dördüncü günü iki tarafın genelkurmay başkanlarını Moskova’ya çağırıp ateşkesi dayatmış olan Rusya şimdi neden temkinli hareket ediyor? Buna yanıt ararken biraz da Türkiye’nin niyet ve beklentilerine bakmak gerekiyor. 
Net olarak Erdoğan Minsk Grubu’nun altını oymaya çalışıyor. Özellikle Fransa’yı denklemden düşürmeyi hedefliyor.

Fehim TAŞTEKİN’in Gazete Duvar’daki yazısının tamamını okumak için TIKLAYIN