Hatip Dicle: “…Sonra anladık ki PKK’yle görüşmelerde Özal’ın da payı var”

DEP’in kapatılmasının ardından 27 yıl geçti. O dönem milletvekili olan ve dokunulmazlığı kaldırılarak tutuklanan Hatip Dicle ile vekilliklerinin düşürülmesini, dönemin dinamiklerini ve dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’la Kürt sorunun çözülmesi için atılan adımların nasıl yok olduğunu konuştuk.

16 Haziran 2021 12:58
İsa Can Artar
Manşet Resimleri

1991 yılında SHP (Sosyal Demokrat Halkçı Parti) listelerinden seçime giren HEP (Halkın Emek Partisi) vekilleri partinin kapanmasıyla DEP’e (Demokrasi Partisi) geçti ancak 3 Mart 1994 tarihinde dokunulmazlıkları kaldırılarak 17 Mart’ta tutuklandılar. O isimlerden biri Hatip Dicle’ydi. On yıl cezaevinde kalan Hatip Dicle 2004’te tahliye edildi, 2009’da KCK davası kapsamında tekrar tutuklandı. 2014’te tahliye edilen Hatip Dicle’nin hayatının 15 yılı cezaevinde geçti. 2011 seçimlerinde Diyarbakır bağımsız adayı olarak vekil seçilmesine rağmen vekilliği YSK tarafından düşürüldü, mazbata AKP’nin 6. sıradaki adayına verildi. 

 

Şu anda yurtdışında yaşamına devam eden Hatip Dicle ile 1994’te vekilliklerinin düşürülmesini, dönemin dinamiklerini ve dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’la Kürt sorunun çözülmesi için atılan adımların nasıl yok olduğunu, Sedat Peker’in açıklamalarını ve mafya ilişkilerini, AKP-MHP ittifakına karşı çıkabilecek ittifak dinamiklerini konuştuk. 

 

Hatip Dicle ile gerçekleştirilen röportajdan satırbaşları:

1993’te Kürt sorununun çözümü için Özal’ın payı

“Özal’ın Kürt sorununda çözüm eğilimleri ANAP’ta belirmeye başladı. Mesela Turgut Özal’ın manevi oğlum dediği Adnan Kahveci “Kürt sorunu nasıl çözülmez” başlıklı bir rapor hazırlamıştı. Çok iyi bir rapordu ve Özal’ın oğlum dediği birinin hazırlaması da çok iyi bir şeydi. HEP milletvekilleriyle yakın temas kurmasından sonra anladık ki PKK’yle görüşmelerde Özal’ın da payı var. Üç yerden ilişkiye girmişti. Birincisi gazeteciler Cengiz Çandarlar üzerinden, ikincisi YNK üzerinden Celal Talabani, üçüncüsü HEP Milletvekilleri yani bizim üzerimizden.”

 

“16 Nisan’da 6 milletvekili olarak Beka’daydık. Ahmet Türk’ün rahmetli Orhan Doğan’ın da aralarında bulunduğu 6 milletvekili arkadaşla oradaydık. Mam Celal oradaydı, Cengiz Çandarlar oradaydı ve basın toplantısında Öcalan dedi ki “Özal’ın bu girişimlerine yanıt vermek için yarından itibaren süresiz ateşkes başlatıyoruz. Her ne kadar ordu güçleri ateşkesi ihlal ettiyse de biz bunu Türk devletine bir şans olarak tanımak istiyoruz, biz bunu sürdüreceğiz.” Şimdi bizde büyük bir heyecan var tabii. Türkiye’ye 17 Nisan’da uçacağız ve Şam’dan Türkiye’ye gittikten sonra yepyeni bir dönem başlayacak. Ve Özal çıkacak basın toplantısı yapacak 17 Nisan’da, bu sorunun çözülmesi için girişimlere başlayacak. 17 Nisan günü Mam Celal bizi bir yemeğe davet etti, Şam yakınlarında bir restorana. Daha oradayken, yani düşünün daha Şam’dayız Türkiye’ye ulaşmamışız, Arap radyolarından Özal’ın ölüm haberini dinliyor Mam Celal. Bu kadar büyük tesadüf olabilir mi? 17 Nisan’da Özal açıklama yapmadan bir gün önce Özal’ın kalp krizinden öldüğü açıklandı”

 

Sedat Peker’in iddiaları Susurluk döneminden daha da vahim

“100 milyon kez izlenmiş Sedat Peker’in videoları. Ve doğruları da söylüyor. Susurluk döneminde devletin bir kanadı bu işlerin araştırılmasını çözülmesini istiyordu. Ancak bugün böyle bir durum yok.  O yüzden toplumsal muhalefet öyle bir duruma getirildi ki, medya mesela tamamen ele geçirildi. O dönem medyada bu iş çok gündemdi. Susurluk’ta kirli çarşafların üzerine giden bir dinamik vardı, devletin içinde, toplumda. Öyle bir korku toplumu yaratılmış ki şu anda dolayısıyla bu faşist sistemi değiştirmeye yetmiyor toplumdaki direnenlerin sayısı.”

 

“16 Nisan 2017’de bir referandum yapıldı değil mi, 16 Nisan’da aman ha diyorlardı bir hileye karışılmasın. Muharrem bey mesela “Ben 5.000 avukatla YSK’nın önüne dayanırım” diyordu, Akşener “Ben YSK’nın önüne gelirim beni jiletle kazırlar.“ Ama sonra ne oldu? Gerçek sonuç nedir biliyor musunuz? İçeriden aldığımız, devlet içinden aldığımız bilgilerdir. Yüzde 57 hayır yüzde 43 evet çıkmıştır. Ancak buna rağmen Cumhurbaşkanı’nın danışmanlarıyla o gece YSK basılmıştır. “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıdır, derhal YSK oy birliği ile mühürsüz oylar ve zarflar geçerlidir kararı alsın” denmiştir. Hatta aldığımız bilgilere göre iki üye buna itiraz ediyor. O zaman tehdit etmeye devam ediliyorlar. Cumhurbaşkanımız o zaman diyor ki, “Yarın hepsi FETÖ’den tutuklanırlar.” Hepsi oy birliğiyle imzalıyor. Yüzde 57 ile anayasa referandumunda ret vermiştir halk.”

 

…Röportajın tamamı için videoyu İZLEYİNİZ