Gazetecilik suçtur

SEÇTİKLERİMİZ: İrfan AKTAN Gazete Duvar için yazdı: “Herkes hazıroldayken”, bu gazeteciler “salonda” dolaştı, sordu, soruşturdu, tanıklarla görüştü, hastane raporlarından bölgede kayalık olup olmadığına kadar tüm detayları araştırdı, gördüklerini, duyduklarını, bulduklarını haberleştirdi.

12 Ekim 2020 08:54
Manşet Resimleri

 

Resmi bir töreni getirelim aklımıza. Binlerce insanın doluştuğu salonda milli bir tören icra ediliyor. Tören, örneğin milli marşın okunmasıyla başlıyor. Herkes ayağa kalkıyor, hazırolda bekliyor. Beş-on kişi haricinde kimse ortalıkta dolanmıyor.

Peki o beş-on kişi nasıl oluyor da ortalıkta dolanabiliyor? Milli marşa saygı duymadıkları için mi? Öyle olsa zaten başlarına ne geleceğini herkes biliyor.

Fakat hayır, o beş-on kişinin ortalıkta dolaşmasına kimse şaşırmıyor, tepki göstermiyor.

Peki o beş-on kişi ne yapıyor?

Ellerinde kameralar, fotoğraf makineleri veya not defterleri var. Onlar gazeteci.

Saygı duruşundakiler bunu biliyor. O yüzden de onların dolaşması, fotoğraf çekmesi, not alması milli marşa saygısızlık olarak görülmüyor.

Çünkü herkes biliyor ki, icra edilen o törende olup bitenleri aynı anda, birkaç saat sonra veya ertesi gün orada olmayanların da görmesini, haberdar olmasını sağlayan, oradaki kayıtların geleceğe taşınmasını mümkün kılan kişiler milli marş okunurken de dolaşmak, not almak, fotoğraf çekmek zorunda. Gazetecilik varsa, bunu yapmak zorunluluktur. O yüzden gazeteciler kimsenin kılını kıpırdatmadığı veya kıpırdatamadığı öylesi bir “milli” törende “bile” hazırola geçmez, geçemez.

Peki hazırola geçerse ne olur?

Elbette gazeteci olduğu halde, salondaki o anlık hisse kapılıp kamerasını bir kenara bırakarak saygı duruşuna geçenler de olur. Pek çok törende görmüşlüğümüz vardır. Peki bu, onları hazırola geçmek yerine kayıt yapmaya, ortalıkta dolanmaya devam eden gazetecilerden daha mı “yerli-milli” yapar?

Hayır, bu hareketleri sadece onları, o sırada gazetecilikten çıkarır. Çünkü onlar “milli marşı” mesleklerinin önüne koymuş, o sırada kamu faaliyetini bir kenara bırakmış ve marş bitene kadar gazeteciliği terk etmiş olur.

Bu duruşları ne onlara, ne de salondaki diğerlerine, hazırola geçmek yerine hazıroldakileri kaydetmeye, gözlemlemeye, notlar almaya, yani mesleklerini icra etmeye devam edenleri “gayri-milli”, “milli marşa saygısız” olarak yaftalama haddi verir.

Öte yandan herkes hazıroldayken salonda dolaşan beş-on kişi içinden bazıları salondaki en önemli veya en “yetkili”, yahut orada bulunması en dikkat çekici insana odaklanır, onun mimiklerini, duruşunu vs. kayda alır. Kimisi salondaki bir çocuğa, bir başkası tıpkı kendileri gibi merakla ortalıkta dolanan bir kediye, gözyaşı döken bir yaşlıya, öfkeyle marşa eşlik eden bir insana odaklanır. Bazıları kalabalıktan tamamen sıyrılıp bir tepe noktaya çıkarak tüm salonu gözlemeye, fotoğraflamaya, kaydetmeye çalışır. Herkes hazıroldayken ortalıkta dolaşanların kime, neye, nasıl odaklandığı gazetecinin çalıştığı kuruluşun yayın politikasına/çizgisine göre değişir…

… İrfan AKTAN’ın Gazete Duvar’daki yazısının tamamını okumak için TIKLAYIN