Canavarlar tarafından kuşatılmış bir halk topluluğu bu!

VİDEO RÖPORTAJ - 5-6 yıl önce neredeyse herkesin rahatlıkla bir ev, bir araba alabildiği Irak Kürdistan’ında şimdi niçin kamu çalışanlarının maaşları bile ödenemiyor? Uzun yıllardır Süleymaniye’de yaşayan gazeteci yazar Necmettin SALAZ’la son günlerde Irak Kürdistanı’nda yaşanan olayları konuştuk.

1 Aralık 2020 15:18
Erdal Kara
Manşet Resimleri

ABD’nin Irak’ı işgalinin ardından Irak merkezi hükümeti ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasında Irak petrol gelirlerinin paylaşımını düzenleyen bir anlaşma imzalandı. Anlaşmaya göre, Irak’ın hangi bölgesinde çıkarsa çıksın, hangi ülkeye hangi yoldan satılırsa satılsın, Irak’ın bütün petrol gelirleri Irak merkezi hükümetinin elinde toplanacak, ardından bu gelirlerin %17’si Irak merkezi hükümeti tarafından IKBY’ne aktarılacaktı.

2010’lu yılların ortalarına gelinceye kadar merkezi hükümet ile Bölgesel yönetim arasında yapılan anlaşmanın şartlarına uygun olarak Irak’ın petrol gelirlerinin %17’ı Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi’ne merkezi hükümet tarafından aktarıldı.

IKBY’nin olduğu bölgede yaklaşık 5 milyon kişi yaşıyor. Aynı bölgedeki kamu çalışanı sayısı 1,5 milyon. Bu dünya ortalamasının çok üzerinde bir rakam. Nerede ise her evde iki kamu çalışanı bulunuyor. Irak Kürdistanı’nda üretim neredeyse yok seviyesinde ve insanlar geçimlerini devletin vermiş olduğu maaşlardan karşılıyorlar. Kamu çalışanları düzenli ve yeterli maaş alırlarsa, çok yaygın olduğunu söyleyebileceğimiz esnaflar da işlerini yürütme olanağına sahip olabiliyorlar.

Merkezi Hükümet ile IKBY arasında imzalanan anlaşmanın sorunsuz uygulandığı, merkezi hükümetin petrol gelirlerinin %17’sini düzenli olarak Bölgesel Yönetime aktardığı yıllarda Irak Kürdistanı’nda refah düzeyi çarpıcı bir biçimde arttı. Neredeyse Irak Kürdistanı baştan aşağıya bir şantiye haline dönüştü. Türkiye’li müteahhitler eliyle onbinlerce konut yapıldı, nerede ise herkes ev sahibi olma olanağına sahip oldu. Gelirlerin yüksekliği nedeniyle neredeyse herkes bir araba da edinme olanağına kavuştu.

Bu yıllarda IKBY’nin petrol gelirlerini üç parçaya bölerek kullandığını söylemek mümkün. Alt yapı ve konut yatırımlarına bir parça, kamu çalışanlarının ücretlerini ödemek için bir parça, Kürdistan Yurtseverler Birliği ve Kürdistan Demokrat Partisi bürokrasisinin cebine indirdiği üçüncü parça. Her iki partinin yolsuzlukları ayan beyan ortadayken, her iki partinin üst düzey yöneticileri, bürokratları akıl almaz bir hızla zenginleşirken, kamu çalışanlarının maaşları ortalamanın üstünde bir hayat sürmeye olanak sağladığı için bölge halkı yaşananları sorun etmedi, tepki göstermedi. Bir bakıma yolsuzlukları zımmi olarak onay verdi.

2010’lu yılların ortalarına doğru ise, eşzamanlı olarak yaşanan üç gelişme nedeniyle iki taraf arasında imzalanmış olan anlaşmanın uygulanmasında sorunlar çıkmaya başladı.

Anlaşmanın sorunsuz yürüdüğü yıllarda dünya piyasalarında petrol fiyatları 100 doların üzerinde seyrediyordu. Uluslararası kapitalist güçlerin arasındaki rekabet ilişkileri nedeniyle petrol fiyatları 2014-2015 yıllarıyla birlikte keskin bir düşüş yaşamaya başladı, hatta 30 dolar seviyelerinin altına kadar geriledi. Petrol fiyatlarının düşüşü, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne merkezi hükümetin aktardığı payın mutlak olarak düşmesi sonucunu doğurdu.

İkinci olarak, 2008 krizi Irak’ta etkilerini esas olarak 2010’lu yılların ortalarından itibaren göstermeye başladı. Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi de bu gelişmeden ister istemez etkilendi.

Üçüncü olarak ise, Bölgesel Yönetimi’nde belirleyici bir oynayan Kürdistan Demokrat Partisi, Türkiye ile gizli doğalgaz ve petrol anlaşmaları yaparak bölgenin petrolünün büyük bir kısmını Türkiye’ye (Türkiye vasıtasıyla başka ülkelere – İsrail’in savaş uçaklarının yakıtları mesela) satıp, elde ettiği geliri Irak merkezi hükümetine aktarmamaya başladı.

Eşzamanlı olarak yaşanan bu üç gelişmenin (belirleyici olan KDP’nin Türkiye ile yapmış olduğu 49 yıllık gizli doğalgaz ve petrol anlaşmalarıydı) sonucu olarak Irak Merkezi Hükümeti’nin Bölgesel Yönetime aktardığı petrol gelirleri de düşmeye başladı. Hatta bir dönem merkezi hükümet, Türkiye ile girilen gizli ilişkiler, Türkiye’ye satılan doğalgaz ve petrol gelirlerinin merkeze aktarılmaması nedeniyle %17’lik IKBY’nin payının ödenmesini yer yer bloke etti, geciktirdi.

Bu gelişmelerin sonucunda 2015 yılını takip eden yıllardan itibaren bölgesel yönetim kamu çalışanlarının maaşlarını ödemekte ciddi zorluk yaşamaya başladı. Bazen aylarca kamu çalışanlarının maaşları ödenmedi. Bu da tepkilerin gelişmesi sonucunu doğurdu. Kamu çalışanları sokaklara çıkmaya, grevler yapmaya başladılar. Bölgesel Yönetim de ortaya çıkan tepkileri dindirebilmek için sağdan soldan bulduğu paralarla kamu çalışanlarının birikmiş maaşlarının bir kısmını ödeme yoluna gitti. Tepkiler bir süre dindi. Ardından yine maaşlar ödemeyince insanlar yine sokaklara çıkmaya başladı. Yine borç harç paralar bulunarak biriken maaşların bir kısım ödenmeye çalışıldı. Son beş yıldır bu bir faşist daire gibi işleyen bir süreç. Irak Kürdistanı’nda şimdi yaşanan gelişmelerin arka planı özet olarak bu.

Siyasi Haber

Röportaj: Erdal Kara

“Saddam sonrası, Bölge yönetimi oluştuktan sonra hayat epeyce güzelleşmişti, gayet mutluydu insanlar. Para vardı. İnsanlar maaşını alıyordu, yollar yapılıyordu, evler yapılıyordu, insanlar araç alıyordu kendilerine” diyen Necmettin Salaz “Başlangıçta neredeyse her şey herkes için planlanıyordu. Ama kapitalizm ve para tatlı geliyor idarelere. Bölge yönetimine de para ve iktidar hoş, tatlı gelmeye başladı, iktidarımız paranın yavaş yavaş tadına vardıktan sonra işler artık değişmeye başladı” diyor.

“Başlangıçta, peşmerge dağdan aşağı indikten sonra her şey halk için diyen iktidar paranın tadını almaya başlayınca malı da götürmeye başladı” diyen Salaz,  iktidardakiler Amerika’da evlere, her kapıda dört tane, beş tane Monika (lüks bir 4x4 jeep türü) araca sahip olmaya başlarken, yoksullara yavaş yavaş önce tek maaş verilmeye başlandığını, sonra bu maaşın da aksamaya başladığını belirtiyor ve artık açlığın hissedilir hale geldiğini, tepkilerin de bundan kaynaklandığını belirtiyor.

“Bazı komşularla değişik ilişkiler başladı, siyasi ve ekonomik anlamda. Buradaki iktidar, KDP, Türkiye ile kanka olmaya başladı.” diyen Salaz, “KDP hükümette her kararı alabilecek durumda. Çoğunlukta, hem hükümet hem mecliste. Kontrol KDP’de. KDP de Türkiye ile kader ortağı olmuş durumda. Türkiye ile kurulan ilişki hem ekonomiye hem siyasete yön veriyor. Burada olan biten her şeyden Türkiye’nin sorumluluğu var.” görüşünde.

Halkın gerçekten KDP’nin politikalarına ve iktidarına karşı olduğunu söyleyen Salaz, “Canavarların ortasına düşmüş bir halk topluluğu bu. Etraf bu halkı kuşatmış, bir de kendi iktidarı tepesine çökmüş” diyor.

“Hiç bir şey değişmiyor mu? Değişiyor. Bölgeye yönelik müdahalelere karşı tepkiler gelişiyor.” diyen Necmettin Salaz, “Halk artık ölüm pahasına sokağa dökülüyor. Süleymaniye’de de ölenler var. Buranın halkının bir özelliği var. Altını kalın çizerek söylüyorum. Buranın halkının bir geleneği var. Bir defa patlamaya görsün, patlarsa çok şey değişir, ancak şu anda bu durumda değil, açlık, yoksulluğa karşı tepki var.” değerlendirmesinde bulunuyor.

Salaz, halkın beklentisi ekonomik olduğu için, maaşların bir kısmı ödenirse iktidarın tepkileri dindirme şansına sahip olduğunu da söylüyor.