Boğaziçi protestolarında ev hapsi cezası verilen Koray Türkay: ‘Elektronik kelepçeyi reddediyorum’

Kadıköy'de 2 Şubat'ta düzenlenen Boğaziçi eyleminde gözaltına alınan ve ev hapsi verilen HDP Kadıköy İlçe Yöneticisi Türkay, Twitter hesabından elektronik kelepçe uygulamasını reddettiğini açıkladı.

22 Şubat 2021 10:54
Manşet Resimleri

Boğaziçi Üniveristesi öğrencilerine yönelik gözaltı, tutuklama ve hedef gösterme politikaları sonrasında 2 Şubat’ta Kadıköy’de gerçekleştirilen eylemde gözaltına alınan ve hakkında ev hapsi kararı verilen Koray Türkay, Twitter hesabından elektronik kelepçe uygulamasını reddettiğini açıkladı.

HDP Kadıköy İlçe Yöneticisi ve Suruç yaralılarından Türkay, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet nedeniyle verilen elektronik kelepçe ile ev hapsi uygulamasının kabul edilemez olduğunu belirtti. Türkay, "Politik kimliğin yaşadığı evi hapishaneye dönüştürmek oldukça ideolojik ve arka planı örülmüş bir hamledir. Yaşam alanına, haneye yapılan bu tecavüz irade kırma amaçlıdır" ifadelerini kullandı.

"Elektronik kelepçenin itibarsızlaştırma aracı olarak toplum algısına yerleştirildikten sonra şu an politik kimliklerde uygulanmaya başlandığını" belirten Türkay, "Bu eksende Kadıköy'de düzenlenmek istenen Boğaziçi Üniversitesi'ne atanan kayyum rektör protestolarında gözaltına alınarak çarptırıldığım elektronik kelepçe ile ev hapsi uygulamasını reddediyor uygulamayı kabul etmediğimi ilan ediyorum" diye belirtti.

Melih Bulu'nun Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör atanması sonrasında başlayan eylem ve etkinliklere katıldıkları gerekçesiyle şu ana kadar 9 öğrenci tutuklu bulunuyor. Öte yandan çok sayıda öğrenci hakkında ise elektronik kelepçeyle ev hapsi kararı bulunuyor.

Koray Türkay’ın sosyal medyadan paylaştığı “Elektronik Kelepçeyi Reddediyorum” başlıklı açıklamasının tam metni şöyle:

“ELEKTRONİK KELEPÇEYİ REDDEDİYORUM

Dünyaca ünlü siyasi mahkumlardan Nelson Mandela, bir zamanlar bir toplumun vicdanını test etmenin en iyi yolunun toplumun siyasi mahkumlara nasıl davrandığına bakmak olduğunu söylemiştir.

Anayasanın 34. maddesi herkesin bildirimde bulunmaksızın toplantı gösteri ve yürüyüş hakkının engellenemeyeceğini teminat altına almaktadır.

Boğaziçi öğrencilerinin rektörü demokratik yol olan seçim ile belirleme talebine destek vermek suç değildir. Velev ki 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanunu’na muhalefet üzerinden suç üretilmeye çalışılsa da bu elektronik kelepçe ve ev hapsi cezalandırması asla kabul edilemez.

2911’den verilen elektronik kelepçe ile ev hapsi uygulamasına dair toplumun tepki verebilme cesaretinin üretilmesine ihtiyaç vardır.

Ev hapsi uygulaması, iktidarın muhalefete karşı başlattığı ideolojik hegemonya kurma hamlesidir. Bunun böyle olduğunu ortaya konulan tercihlerin, imgelerin ve mekanların çözümlemesi sonrasında tespit etmekteyiz.

Politik tutsaklar devlet iktidarının pasif nesneleri haline dönüştürülmesi saldırısına karşı, çeşitli yöntemlerle bu saldırıyı politik olarak boşa düşürme yaratıcılığı içerisinde olmalıdır. Boğaziçi öğrencilerinin eylemlerine destek verdikleri için gözaltına alınan ve sonrasında elektronik kelepçe takılarak ev hapsi verilen arkadaşların elektronik kelepçeyi dahi mücadele aracı haline getirebilme yaratıcılığı bu saldırıya bir cevap niteliğindedir.

Bu saldırıda öncelikle politik bireyin devlet tarafından tutsak edilmesinin fiziki durumunda değişikliğe gidilmektedir. Özel alanı işgal etme yoluyla tutsaklığın mekanı yaratılmaktadır. Bireyin hanesi, yaşam alanı bireyin “rıza”sıyla hapishaneye dönüştürülmektedir. İktidar yeni mekana hiçbir harcama yapmama olanağı bulurken, siyasi tutsakların eğitim alanına çevirdiği ve komün yaşam pratiğini yaşattığı zindanların fikri gelişim imkanları da bireyin tanıklığına kapanmış olmaktadır. Politik kimliğin yaşadığı evi hapishaneye dönüştürmek oldukça ideolojik ve arka planı örülmüş bir hamledir. Yaşam alanına, haneye yapılan bu tecavüz irade kırma amaçlıdır. İdeolojik hegemonya bireyin yaşam alanına, o yaşam alanındaki tarihsel hafızaya hücum etmektedir.  Saldırının ilk hamlesi fiziki alan olarak tanımlanabilir.

Saldırının sonraki aşaması, politik bireye karşı psikolojik harekattır. Bu harekat onur kırıcı olacak şekilde planlanmıştır. Uzunca bir süredir elektronik kelepçelerin yüz kızartıcı suç işleyenler için kullanılacağı bilgisi verilmiştir topluma. Özellikle kadına şiddet uygulayanlar, cinsel istismar şüphesi olanlar için devreye sokulan bu cezalandırma biçimi, toplumda yüz kızartıcı suç işleyenler ile özdeşleşmiştir. İtibarsızlaştırma aracı olarak toplum algısına yerleştirildikten sonra şu an politik kimliklerde uygulanmaya başlanmasıyla psikolojik saldırı devreye sokulmuştur. Kadın cinayetlerini önlemek için temin edilemeyen elektronik kelepçeler muhalefet için hızlıca edinilebilmektedir.

Üçüncü aşama ise elektronik kelepçenin politik bireyin ayağına takılarak köle-sahip tarihsel konumlanışın yansımasıyla ideolojik hegemonya saldırısıdır. Kelepçenin ayak bileğine takılma tercihinin, tarihsel toplum hafızasında köleliğe tekabül ettiğini hepimiz bilmekteyiz.

Tüm bu saldırı başlıklarından ortaya çıkan özet; elektronik kelepçe ile ev hapsi uygulaması, irade ve onur kırıcı bir psikolojik harp olarak görülmeli ve buna karşı devrimci bir karşı duruş ortaya konularak toplumun, bu köle-sahip anlayışını normalleştirme tehlikesine karşı ön alınmalıdır. Ev hapsi uygulamaları reddedilmeli gerekirse cezaevi süreci göze alınmalıdır ki; bu üzeri kapatılarak topluma sunulmuş, köle-sahip anlayışıyla evlerde gerçekleşen tutsaklık uygulamasının örtüsü kamuoyu tarafından kaldırılsın ve çözümlenme şansı oluşsun.

Geniş kitlelerin politik bir bakış ile faşizme dair çözümleme yapabilme duraklarında yol açıcı pratiklere ihtiyaç vardır. Bu yol açıcı pratikler için bedel ödenmesi gerekebilir. Ancak bu bedelin toplumsal tepkinin ortaya çıkma olasılığı karşısında karşılanması çok da zor olmayan bir bedel olduğu söylenebilir.

Bu eksende Kadıköy’de düzenlenmek istenen Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan kayyum rektör protestolarında gözaltına alınarak çarptırıldığım elektronik kelepçe ile ev hapsi uygulamasını reddediyor uygulamayı kabul etmediğimi ilan ediyorum.”